24.08.2009

İyi Geceler Masalı

0 Vakâ
Sen, karamsarlığı sevince boyayan kız !
Umudun hep böyle beyaz kalsın
Ve sakın siyaha gücenme.
Gülen bir çocuk yüzü çiz bu gece odanın buğulu camına, ben diye.
Sakın ha seslenme... Bekle.
Bir şarkı dinle, bir şiir yaz dilin döndüğünce.
Uzanabilirsen bir telefon aç.
- Fazla değil, bir 'merhaba' yeterli. -
Çok üzülme, öykünme.
Gülen gözlerindeki pırıltı hiç sönmesin,
Saçının bir telini sakla defterinin arasına.
Bi yıldıza şiirler oku, bir yıldıza sarıl ve uyu.
Kendine dikkat et.
Çok dondurma yeme olur mu?
(Sivilceler geçidir ama antibiyotik iz bırakabilir.)
Bırak yüreğin hep bende kalsın.
Şimdi kapat gözlerini ve uyu...
- Seni sevdiğimi de sakın unutma. -

21.08.2009

Günce - 22.08.2009

0 Vakâ
22.08.2009 - 00:58

Yerime yeni ruhlar arıyorum, kirlenmiş ve paslanmış ruhla kim idare etmek ister ki... Ama benim için değerli olan bu ruhu, katlayıp ütü yerlerinden, rafa kaldırmaktansa beni kilitliyorum sandığın en ücrâ, karanlık köşesine. Artık bana, yaşamayı sevdirecek, pek fazla şey kalmadı...

Günlerden ne,gecenin kaçı olmuş, hangi ayın kaçıncı günündeyiz bi fikrim yok. Bugün nelere kafa yorup bilmişlik yaptım, kimleri dinliyomuş gibi görünüp aslında ne düşündüm bilmiyorum. Hep derim ya, "bu beyin bana ait değil, kendine has bi hayatı var" diye, bunu o da kabullendi, hatta üstüne kendi tezlerini yazdı:

- Sen bana ait bi parçasın, ben değil...

Düşünüyorum da (Bugünlerde pek sık olmaz bu), yeni bi hayatmış, yeni yüzlermiş falan; hepsi boş... Yeni bi adresim olucak bulmam gereken, hatırlamam gereken yeni yüzler, ezberlemem gereken isimler ve huylar... Katlanmam gereken yeni yükler... Bunu anladığımdan beridir, beni mutlu edebilecek pek hayal veya düşünce kalmadı...

(Koltuklarınızı dik konuma getirip, emniyet kemerlerinizi takın: irtifa kaybediyoruz...)

'Önceden iyi-kötü bi hayatım vardı' farkediyorum... O zamanlar, önüne sıfatlar yığabileceğim bi hayatım vardı. Kızıp küfredeceğim, alay edip gülebileceğim, mutlu olup (ya da olduğumu sanıp) gözlerimi kısarak uzaktan tebessümle izleyebileceğim bi hayat...

İnsan kendini bişeylerden soyutlamaya başlayınca, boşluğu daha iyi hissediyor; kararlarının kendine ait olmadığı, sahteden gülümseyip kızmak için kızdığın bi dünya... Dikkatli bakınca her taraf bembeyaz. Duvarların gölgeleri bile yok...

Karanlığı bile özlüyosun...

Sanırım bu yüzden farkediyorum... farkediyorum ki artık çok az şey beni üzebilir... Bi insan, hangi yoğunlukta bi duyguyu hissedebilir? Ya da bi taş parçası ne kadar acı çeker denize fırlatıldığında? Vücudunun çürmesini izlerken ne düşünür ot, terkettiğinde diğerlerini ne hisseder? Ona boşluk deyince ne gelir aklına? Kimi arar iyi veya kötü bi haber aldığında?

Bazen yuvarlanan bi taş parçasından, kuruyan bi bitkiden daha boş ve gereksiz hissediyorum kendimi... Ağzımı küfürler bürüyo, kekremsi bi tat alıyo; karışmıyorum... Hani okuldan mezun olan bi öğrenci, ders çalışın len, der ya diğerler öğrencilere (belki de demez, ben demiştim); şuan kimi görsem pesimisliğinden, depresifliğinden veya melankolikliğinden dem vuran, diyorum: sırf yaşamak için yaşama hayatı; hatırlayacak güzel bi ânın, hatırlanmaya değicek insancıkların olsun !..

Galiba artık bana yeticek bi ben kalmadı...

Bazen aşk acısı bile (terketsen de, terkedilsen de - özlesen de, bırakmayı isteyen sen olsan da), yaşadığını hissedirecek kadar güzel geliyo sîneye ... Sigaranın her nefesinde boğazını yakması, aşırıya kaçmış alkolün başına dumretmesi gibi... Ama bi kere bıraktılar mı geri de dönmüyolar. Beyaz ışık her zaman mutlu sonla bitmiyor üstelik, bazen sadece boşluk...

Sıfatsız... Duygusuz...

Geriye sadece beyaz bi ışık kalıyo ve kendine gölge oyunlarından oyun beğenmeye başlıyorsun... Başrolde sen, oyun arkadaşlarınsa aradığın gölgeler...


22.08.2009 - 01:26
Inféra

15.07.2009

Düşmüş Melek

0 Vakâ
tamam işte... şüphe yollu bi tartışma başlıyosa eğer, ya da göz yaşı dökülüyosa o ilişki bitiyo; sonraki günleri saymana gerek yok. çünkü sadece hatırlatır sana... yok kadın ruhuymuş,yok erkek tavrıymış;geç bunları ! seviyosan zaten 'bütünün ruhu ve tavırları' olurdu ama yooook, nerdeee ?!?

kabullenemeyip hata arıyosan,yalan bekliyosan, aklından uydurduğun-inandırıldığın alternatif anlara planlar yapıyosan,üstelik sen anlamayıp da (hiçbi şey demeden) 'anlamıyosun' diyosan seviyorum da deme... gülünç olur,en azından burdan bakınca...

neyse, bitti artık; abartılan her söz bi gün silinir akıldan ama bu son unutulmayacak,eminim. seni mutlu hatırlamak isterdim ama elimde değil,giden ben değilken kalan da değilim !..

12.06.2009

Asla Olmamış Bir Bütünün Eksik Parçaları - 13.06.2009

0 Vakâ
Aradan belirsiz bir zaman geçiçek;kısa da sürebilir,uzun da.Öfkem birikicek, birikicek ama biticek ve yerini umursamazlık,vurdumduymazlık alıcak...

Kapım çalınıcak bir gün,yavaş ama hüzünlü bir kaç vuruş.Kapıyı açıcam;kaşlarım önce kalkıcak,sonra da çatıcak:

-Selam..Biraz konuşabilir miyiz?

"Bugünün geliceğini biliyordum..." dicem,"...ve geldi.",o eski öfkeyi anımsıcam . "Hâlâ kindârsın ..." diceksin,"Olmamam için bir sebep mi vardı?!?" dicem.Seni içeri davet edip,etmiyeceğimi sorucaksın sen, ben de üstüne basa basa o kadar kalıcağını sanmadığımı söylicem.

Başın öne eğilicek,aklından gitmek geçicek ama gitmiceksin,tereddütte kalıcaksın,ben etrafa bakınıp "Peki...Girebilirsin." diyip kapıyı örtmeden içeri yol alıcam.Sen başın önde,garip bir duyguyla çevrene bakınıp içeri giriceksin,kapıyı örtüp ayakkabılarını çıkarırken içinde bir umut hissediceksin ama kafanın içinde sesin yankılanıcak:

-O kadar kalıcağını sanmıyorum...


Odama girdiğinde ben ayağa kalkıcam,"Imm..Bir şey ister misin ?" diye sorucam,"Soğuk veya sıcak bir içicek falan?". Teşekkür ediceksin,soğuk bir şeyler fena olmazdı."Doğru,tek ihtiacımız da buydu...". Geri geldiğimde,hâlâ tereddütler içinde başın önde eğikken, yüzünü bana kaldırıcaksın...

Ben,pakedime uzanıp sigara yakıcam yerime oturduktan sonra."Evet,seni dinliyorum ?.." dicem,lafa nereden başlıcağından emin olmayıp ağzında geveliceksin:

-Üzgünüm işte! Üzgünüm...

"Bunları söylemek için mi geldin bu kadar yolu... Yine ?.." dicem,başın kalkıcak,"Beni bilirsin; sinirlendiğimde istemediğim şeyleri söylerim ama dilimdeki hep kalbimden geçenin tezâtıdır..."

-Evet,çok iyi biliyorum bu huyunu ve hâlâ da ezberimde !

"N'olur affetsen,hep affederdin beni,ne değişti?" diceksin,ben de "Doğru !!! Hep bir şeyler yapıp gitmek için çırpınan sen olursun,bense hep affederim,değil mi?" dicem.Bu kez başka uğraşlara giricek,başka yerlere çekiceksin konuyu:

-Neden böyle diyorsun? Artık beni sevmiyor musun ruhum?

"Ruhum..." Sinirden gülümsicem anlık da olsa;"Haklısın,giden değil de kalan sevmez,değil mi?!?".Çaresizlikle başın öne eğilicek tekrar,umutlarının azaldığını hissediceksin..."Çok kötü biriyim,biliyorum ama seni hep sevdim ben." diceksin.Bense"Duymadığım bir şey söylemek için gelmediysen neden geldin?" diye sorucam.

-Bizi özlüyorum,seni...

"O 'ben'i bırakan da sendin ama" yanıtını alıcaksın,sinirleniyorsun hafiften."Sen de beni özlemiyor musun? Bizi yargılamandan bıktım,hep keskin dilin !.."

-Bu dili köreltmesini de bilirim ben ama sen göremiceksin...

"Alay etme benimle lütfen !" diceksin,"Zaten yeterince komik durumdayız," dicem,"...alaya ihtiyaç duymuyorum ki"

-Sanırım sen çoktan vazgeçmişsin bile benden.

" 'Senden vazgeçmek'le kastına bağlı cevabım.." dicem.

-İlk aklına gelen şey işte;biz'den...

"Neden başka bir 'tekrar' isterken aklına geliyoruz;'ben' ve 'biz'?.." dicem,cevap verme ihtiyacında bulunacaksın ama bir şey engel olucak.

-Beni istediğin sürece mi bir 'biz' var?Ayrılırken hiç mi düşünmüyorsun beni?

"Mehmet ...",cümleni bitiremeden ben, "Ne kadar üzüldüğüm umrunda değildi,şuan benim de umursadığım söylenemez ama bil ki senin de ne kadar üzüldüğün önemli değil! Dediğin gibi;"bitti mi bitiyor" işte,bazen sadece gitmek için gitmek gerek !.. " diye çıkışıcam.

-Hatalarımdan ders alabilirim,tekrar "mutlu biz"i yakalayabiliriz !..

"Alsan da önemli değil;inancım yok o dersin yaşamına... Hem... bırakalım da "mutlu biz", mutlu kalsın,öyle hatırlansın ." dicem. Kolay pes etmek sana göre değildi hep,yine etmiceksin:

-Ne yani;son sözün bu mu?

"Hayır,ben son sözümü senden önce söylemiştim Eylül...Sen son sözlerini söylemeden önce...", ve bilgisayardan bir dosya açıcam,ordaki bir belgeyi daha sonra da.Hatırlıyorsun,hep bir şeyler yazıp kaydederdim oraya.Geriye çekilip sana göstericem,dudakların aralanıcak ve okumaya başlıcaksın:

"Asla Olmamış Bir Bütünün Eksik Parçaları - 13.06.2009"

Aradan belirsiz bir zaman geçiçek;kısa da sürebilir,uzun da.Öfkem birikicek, birikicek ama biticek ve yerini umursamazlık, vurdumduymazlık alıcak...

Kapım çalınıcak bir gün,yavaş ama ...

31.05.2009

Nil Erkoçlar

0 Vakâ



Nil , 1986 senesinin 26. Mart gününde(cümleye bu kadar da garip başlanmaz ki) İstanbul'da doğdu.Suadiye Lisesi'nden 2002 yılında mezun oldu(hala o civarlarda görünür) ve daha sonra TÜRVAK'da Sinema Oyunculuğu okudu. Gaye Sökmen Ajans'a bağlı olan Nil, 10 yaşından beri tv dünyasında çeşitli projelerde yer almıştır. İlk olarak Hülya Avşar Molped rekamı ile televizyonda görünen oyuncu daha sonra dizi projeleriyle ekranda göründü. Sırasıyla 'Seni Yaşatacağım', 'Bütün Çocuklarım', 'Emret Komutanım', 'Üvey Aile' ve 'Elif' dizilerinde rol aldı. Ayrıca 'Sine Show' adlı programında sunuculuğunu yapmıştır.Golden Retriever cinsi köpeği vardır.Doğum gününde çekilmiş fotoğraflarını yüklerim yakında...

Oynadığı dizi film ve programlar

Seni Yaşatacağım 2002 özlem
Bütün Çocuklarım 2004 Irmak (Kanal d)
Emret Komutanım 2005 Foto Fato (Show TV)
Üvey Aile 2008 Özlem (Fox TV)
Elif 2008 Yağmur (atv)









































Voo-Doo Dollz, vol. #III

0 Vakâ
Bir ölümün anatomisi :

İçindeki sessizlikten artık ürkmeye başlamıştı;toz-duman içinde yolunu bulamıyodu ne kadar çabalasa da ve duyabildiği tek şey, rüzgarda uçuşan hiçliğin fısıldamasıydı... Cennete giden yolu göstereceğine inandırıldığı için takip ediyordu benliğini ama şimdilik görebildiği şeyler sadece karanlığın getirdiği gölgelerdi...

Vücudunun çeşitli mahallerindeki yaraları gördü,yaraların kanadığını farketti;parmağını daldırdı yaraya,derindi... Acıyordu...Daha da kanıyordu... Yarayı biraz daha büyütüp derinleştirdi.Sahip olduğu birkaç anıyı gördü içinde yaranın.Sanki başkasının vücuduymuş gibi,saldırırmışcasına açtı yarayı o güzelliğe ulaşıp dokunabilmek için ama o kadar kanamıştı ki artık dermanı kalmamıştı...

Üstelik her kan damlasında ışığını kaybediyordu anılar ve artık akıcak doğru-dürüst kan kalmamıştı damarlarında. Nefes almak nefes borusunu yakıyordu,gözleri kararmıştı,seyrek de olsa damla damla akıyordu kanı ama gülümsüyordu;cennetin bu olduğunu düşünüyodu,vardığını sanıyordu...

Oysa birkaç adım daha atsaydı,birazcık daha dayanabilseydi, güzel olanı güzel olduğu haldeki gibi bıraksa ulaşabilirdi sonsuz hâzza... Ama ona birazdan yitirlicek hafızadan başka bir şey kalmadı; muma üflendi,ışığı söndü,kanaması durdu...Öldü...

30.05.2009

Bir Starla Yaşamak

0 Vakâ
Okan Bayülgen ile aynı evdesin. Okan öğlen 3 sularında yeni uyanmış. Üstünde robdöşambrı, elinde kahve ile salona giriyor. Kahvaltıdan önce iki sigara içmiş bile. Jöle vurulmadığı için uzun saçları kabarık ve dağınık. Sana "günaydın" diyor. Sesi bu saatte biraz boğuk ama yine de etkileyici. "Sabah menemen yapmıştım, yersen biraz kaldı" diyorsun. "Aç değilim" diyor. Kütüphaneden bir kitap alıp koltuğa oturuyor. Bu Fransızca kitabı tanıyorsun. Geçen sene Paris'te bir sahaftan almıştı. 1840 basımı, sayfalar arasıda yazarın el yazısıyla aldığı notlar var. Biraz karıştırıp sonra sıkılıyor. "Dün izledin mi programı? Kötüydüm di mi? " diye soruyor. "Erken uyudum" diye cevaplıyorsun. Biraz bozuluyor sanki. Bozulduğunu anlayıp, "Kimler geldi" diye muhabbet açıyorsun. "Otuz tane adam geliyor, hangi birini aklımda tutayım" diye cevap veriyor. Birlikte gülüyorsunuz. Daha doğrusu o gülünce sen de mecburen ona katılıyorsun. Sonra birden "Okan!" diyorsun. "Ben artık ayrı eve çıkmak istiyorum." Bir sessizlik oluyor. "Neden?" diye soruyor Okan. "Bir problem mi var? Bilmeden seni mi kırdım?" "yapma Okan diyorsun, ne problem olabilir ikimizin arasında? Ama ben sıkıldım artık." Okan anlamaya çalışan gözlerle sana bakıyor. Devam ediyorsun. "Seninle ev arkadaşı olmak öyle zor ki...Bak, yanlış anlama ama evde atkıyla, ayakkabıyla geziyorsun. Gece oturuyorsun gündüz uyuyorsun. Ben erken uyanan insanım, sen yatıyorsun diye evde rahat hareket edemiyorum. Sonra yemek yapıyorum, tenezzül edip yemiyorsun. Menemeni küçümsüyorsun. Ayrıca içtiğin sigaradan evin perdeleri sarardı. Olmuyor Okan, seninle aynı evde olmuyor. Ben evden ayrılıyorum." Okan bir sigara daha yakıyor. "Nereye gideceksin?" diye soruyor. "Dayımın oğlu üniversiteyi kazandı. Onunla eve çıkacağım" diye cevap veriyorsun. Ayağa kalkıyorsun. Kelimeler boğazından zor çıkıyor. "Ben eşyalarımı topluyorum. Hoşça kal... Hoşça kal disko kralı!".. Sen giderken Okan ardından bakıyor. Bir sigara daha yakıyor. Demin yakmıştı zaten ama... Herhalde üzüntüden zihni bulanıyor.

Lombak
Sayı 97

29.05.2009

Voo-Doo Dollz, vol. #II

0 Vakâ
Bi lanetin anatomisi :

Bu hissi çok iyi biliyordu,eskiden de tatmıştı,tadı damağındaydı.İçinde sonsuz fısıldamalar esiyordu ve yatakta bi o yana,bi bu yana dönse de uyuyamıordu.En yakın dostu,biricik sevgilisi yalnızlığı olmuştu ama ona da danışmya korkuyordu...

Mutlu bi sonla bitmeyen romanında yardımcı karaketer olmakla geçmşti ömrü ve n'aparsa yapsın ana temaya yakışmıyordu,uyamıyordu ! Hisleri tamamen donmuş,düşünceleri terketmişti onu..Hissediyormuş gibi yapabilmeyi deniyordu,denemeyi deniyordu...


Düşlerden,kokulardan,yiyeceklerden tat almayı özlemişti,özlemeyi özlemişti ! Karar vereli bir şeylere,çok uzun zaman geçmişti ! Kararlarını uygulamayı,kararlarında yanılmayı bile hatırlamıyordu ! Elini neye atsa 'hiç' ediyordu,gün ışığı anlamını yitirmşti;yaşamını sağlayan şeylerin anlamları rüzgarla bir yerlere savrulmuştu 'kül' gibi..!

Gözlerini yumsa da,açsa da hep aynı tonlarda hayat.Tenine esip giden yel de,elini uzattığı şey de aynı soğuklukta...Yüzünü görmeye bile tahammülü yoktu,önce tüm aynaları kırdı,sonra da gördüğü camları parçaladı...Dayanamayp gözlerini oydu, suratını doğradı,dudaklarını dikti !

Günlerce yemeden-içmeden,kıpırdamadan durdu olduğu yerde öylece.Artık -birçok şey gibi- soluk alıp vermekten de vazgeçmşti.Evrimi aksine işlemeye başladı,sonra da kuruyup kapkatı kesildi...Daha sonra da etnik eşyalar mağazasında satışa sunuldu başka hayatlara kendi zehrini akıtması için...

"Bi yalnızlık bi lanet ise,bi lanet kaç kişiliktir..?Ya da kaç yalnızlık bi birliktelik eder ?!?"

Çanakkale Savaşı İçin 'Anlamsız' İbaresini Kullanmak

0 Vakâ
Galatasaray Kulübü, merkezi Avustralya Sidney’de bulunan Gallipoli Memorail Clup ile Çanakkale 18 Mart Üniversitesi tarafından düzenlenen 2009 Çanakkale Resim Yarışması’na destek veriyor.

Organizasyonun tanıtımı için Florya Metin Oktay Tesisleri’nde düzenlenen basın toplantısına Galatasaray Kulübü Başkanı Adnan Polat, Avustralya’nın Çanakkale Konsolosu Peter Rennert, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ali Akdemir ile sarı-kırmızılı futbolcular Arda Turan ile Harry Kewell katıldı.

Adnan Polat, toplantıda yaptığı konuşmada, Galatasaray Kulübü’nün Çanakkale Savaşları’nda yer aldığını belirterek,
"Galatasaray Lisesi’ndeki anıtta savaşta şehit olan talebelerin isimlerini görebilirsiniz. O talebeler aynı zamanda Galatasaray futbol takımının da oyuncularıydı. Çoğu savaş nedeniyle Çanakkale’ye gitti ve şehit oldu"
dedi.


Polat, o dönemde savaşa katılan Avustralyalı askerlerin de Türk askerler gibi şehit düştüğünü ifade ederek,
"Bu anlamsız savaşın ardından dostluk tohumları filizlendi. Bu dostluk filizleri iki ülke arasında gelişirken, akan zaman içerisinde kaderin bir cilvesi olarak, Galatasaray takımında savaştan bu güne değişen şeylerin çok güzel bir sembolü oluştu. Bu sembol de Galatasaray takımında Avustralya Milli Takımı’nın yıldızı Harry Kewell ile Türk Milli Takımı’nın yıldızı Arda Turan’ın omuz omuza mücadele etmeleridir. Bu iki ülkenin çok güzel bir simgesi oldu."

dedi.
-----

Ümit ediyorum ki kastı "savaşın,savaşmanın anlamsızlığı"dır ama içimden "ya bi s*ktir git" demedim değil !..

Harf Soğukluğu

0 Vakâ
Bi insan "q,w,c,s,h" harflerinden birine veya tümüne, ya da herhangi sesli-sesiz bi harfe gıcık olabilir mi?!?

Cidden soruyorum bu soruyu,alakasız veya saçma bi konu olabilir ama bu hale gelmek de tirajıkomik bi durum ! Soruyorum size,bi insan nefret edebilir mi bi harften ?

Ya hangi ilgimi çeken konuya baksam o konuyla ilgili blog,resim,video veya yazılarda anlamadığım bi dilde bu harfler bütünü karşıma çıkıp tüm hevesimi kaçırıyo !

Net denen şey insanı kendine çekip yeni bi form katıyo olmalı ki,bu çekime kapılanlar kendini "bi öncü" sanıp ya da bu "öncülerin" peşi sıra yeni bi hal katma merakında Türkçe'ye... Tamam; noktalama veya imlâya dikkat etmeyebilirsin,mâlum, hızlı olmak gerekebiliyo bazen ama arkandan kim kovalıyo da yazan dışında kimse bişey anlamıyo yazılandan ?

Hepimiz yaptık bişeyler zamanında,kabul ama net dili diye bişey yok ki !.. Varsa da olsa olsa senin o an kullandığın dil olmalı ama bazı tipler var "özenti" veya "ezik diye adlandırılan,herif dışarda konuşurken bile "-yor" olarak konuşurken,yazarken başka bi forma geçiyo...

Konuştuğun gibi yazabilirsin,klavye hızın yüzünden eksik harf kullanabilirsin,eyvallah ama bi kelimeye yeni bi form katmak,yeni bi kelime türetmek bu kadar basit bi sebepten olmamalı ! "Türkçe,canlı bi dildir."den kasıt bu olmamalı ya !

Doluyum bu konuyla cidden !..

Örnek vermek isterdim ama örnek de veremiyorum,çünkü sabit bi halleri de yok bunların; herkes kendi kapasitesiyle "kendisini bişey uydurmaya koşullandırmış" gibi kan-ter içinde uğraşıyo sanki.

Anlamıyorum; yaşlanmadan "bu yeni nesili anlamıyorum"," bizim zamanımızda böyle miydi?" gibi cümleler sarfetmeye başladım artık ki cidden anlamıyorum bu durumu.. bizler mi farklı yetiştirildik,onlar mı ithal? Onların aileleri mi öğretti ya da bizim ailelerimiz mi yasakladı bunu ?!?

Hatta "üşenenler olabilir,aman onlar bizden kopmasın" düşüncesiyle,bi program yapılmış: sen cümleni yazıyosun,o "süsleyip" sana "ahaa, bak böyle yazıcaksın" diye gösteriyo. Sonrası da kopyala+yapıştır hesabı.. Amerikan icadı kesin,adamlar elektrikli süpürgeyi kullanmayı üşenip, kendi süpürenini icâd ettiler. Neyse ...

İlk albümünü dinlediğim bi adam için beni "satanist" ilân eden bi zât,şimdi kendisi 2. albümüyle hayranı olmuş ve hatta bununla yetinmeyip o şarkıcının ismine de yeni bi form katmış... Gel de gülme bu duruma;dinlemek "satanistlik"se hayranı olup adını değişik şekillerde yazmak ne? Hayranı olmak,bunu yapabilme hakkı verir mi? Dinime küfreden müslüman olsa bâri,insan "sen benden daha mı müslümansın" demeden edemiyo !

Sadece kelimeler değil, noktalamada da bi hezeyan mevcut ki "é" harfinin okunuşu bile bilinmez kimse tarafından ama kullanılır ... İmaj konusuna veya büyük harf olayına girmicem,çünkü bana ne ama bu konu artık batıyo bana !

Kardeşim, benimle " Türk'ché' " konuşmayın,"Türkçe" konuşun !

Msn'den de soğuttunuz,forumlardan da,diğer her hangi sitelerden de.Tartışa tartışa,engelleye engelleye kimse kalmadı arkadaş listelerimde ama devamı da gelecek bunların çünkü ben tek, onlar hepsi... (*) (**)


(*)Hatrı olanlar hariç...
(**)Ledia da benden... P:


Bakınız,ne kadar sakinim..

"Serzenişim,eylemlerim ve düşüncem devam edicek !.."
 

Soğuk Nevâle... Copyright © 2008 Black Brown Art Template designed by Ipiet's Blogger Template